2026
2026-08-20
Azerbaycan propaganda makinesi, manipülatif ve çoğu zaman alaycı söylemleriyle tanınan, tarih konusunda uzman olmayan muhatapları yanıltan sanal alan figürlerinden birini sahaya sürmüş gibi görünüyor; ancak sonuç yine hüsran. Sonuncusu, skandal hatalarla dolu konuşmasının ötesinde, Şah Abbas’ın kökeninin ele alındığı «Geğard» Vakfı tarafından hazırlanan videoya yanıt vermeyi başaramadı. Razmavar, Azerbaycanlı tarihçilerin tarihsel-propagandif sahte metinlerinin kınanmasıyla alay etmeye karar verdi, ancak iki dakika içinde ülkeyi devletle, hanedanı orduyla, Karakoyunluları Akkoyunlularla, 16. yüzyılı ise 20. yüzyılla karıştırmayı başardı.
Uygulamalı Azerbaycanoloji konusunda “büyük uzman” Kamyan Razmavar’ın zihninden çıkan parlak fikirlerine bakalım:
Tez No. 1: “Safeviler döneminde Ermenistan diye bir şey yoktu.”
Evet, Şah Abbas döneminde birleşik ve bağımsız bir Ermeni devleti mevcut değildi. Ancak egemen bir devletin bulunmaması, tarihi bir ülkenin, onun nüfusunun ve kurumlarının ortadan kalktığı anlamına gelmez. İtalya da 1861 yılına kadar birleşik bir devlet değildi, fakat hiç kimse Dante’nin var olmayan bir yerde yaşadığını iddia etmiyor.
Akademik kaynak Encyclopaedia Iranica açıkça Osmanlıların ve Safevi İran’ın Yerevan ve “Doğu Ermenistan’ın tamamı” için mücadele ettiğini yazıyor. 1590 tarihli antlaşmayla Şah Abbas, Ermenistan’ı ve Güney Kafkasya’nın diğer bölgelerini Osmanlılara bıraktı. Görünüşe göre Kamyan Razmavar’ın versiyonunda, var olmayan bir bölgeyi bile devretmeyi başardı. Oysa Ermenistan’da Eçmiadzin Katolikosluğu ve manastırlar faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor, ayrıca yerel Ermeni meliklikleri bulunuyordu. Dolayısıyla doğru ifade, “Ermeni bağımsız devleti mevcut değildi” şeklindedir. “Ermenistan yoktu” ifadesi ise ülke kavramının devlet kavramıyla olağan biçimde karıştırılmasıdır.
Tez No. 2: “Şah Abbas Ermenileri sadece zaman zaman başka yerlere taşıyordu.”
Bu oldukça alaycı bir ifade; sanki şah Ermenileri bir çekmeceden diğerine yerleştiriyormuş gibi. 1604 yılında, Osmanlı ordusunun önünden geri çekilirken Şah Abbas “yakıp yıkma politikası” uyguladı. Şehirler ve köyler tahrip ediliyor, ekinler ve otlaklar yok ediliyor, Doğu Ermenistan’ın nüfusu ise zorla Aras Nehri’nin ötesine, İran’ın iç bölgelerine sürülüyordu. Bunun sonucunda Eski Culfa tamamen yıkıldı ve sakinleri zorla yerlerinden edildi. Tam da bundan sonra İsfahan yakınlarında Yeni Culfa ortaya çıktı. Kaynaklar yüz binlerce insanın zorla göç ettirildiğinden söz ediyor. Bunun adı “zorunlu göçtür”, büyük Sürgün’dür; “zaman zaman taşıma” değil.
Tez No. 3: “Safeviler ve Kızılbaşlar tek bir büyük aileydi.”
Kızılbaşlar, çoğunlukla Türkmen ve Türkçe konuşan aşiretlerden oluşan askeri-dini bir birlikti ve Safevilerin temel dayanağı haline gelmişti. Safeviler ise İran’da bir sufi tarikatından doğan hakim hanedandı. Hanedanın askera dayanağı ile hanedanın kendisi aynı şey değildir ve Kızılbaş ordusunun Safevi hanedanının soy ağacıyla hiçbir bağlantısı yoktur.
Bilimsel literatürde yaygın olan görüşlerden birine göre, Safevilerin Kürt kökenli olduğu kabul edilir. Edebiyat ve devlet yönetiminin dili esas olarak Farsçaydı, ancak Safeviler Türkçe de konuşuyordu. Bu gerçekler birbiriyle çelişmez: köken, dil ve devlet aidiyeti farklı kavramlardır. Gerçekler cehalete karşı konuşuyor. Şah Abbas, Türkmen Kızılbaşların gücünü sınırlandırdı ve onlara karşı Gürcülerden ve Ermenilerden bir denge unsuru oluşturdu. Görünüşe göre aile o kadar “uyum içindeydi” ki şah, kendi ordusuyla “akrabalarına” karşı kendisini korumak zorunda kaldı.
Tez No. 4. Şah İsmail’in sözde “Karakoyunlularla savaşmış olması”
Burada Razmavar gerçek bir “keşif” yapıyor ve İsmail’i daha doğmadan savaşa gönderiyor. İşin absürt tarafı şu ki Karakoyunlular, daha 1468 yılında Uzun Hasan tarafından yenilgiye uğratılmıştı ama İsmail ise 1487 yılında doğdu. Azerbaycan propagandasının temsilcisinin, İsmail’i henüz doğmamışken Karakoyunlularla nasıl “savaştırmayı” başardığı ise bilim dünyası açısından gizemini koruyor…
Tez No. 5: “İran adı 1935 yılında ortaya çıkmıştır.”
Bu, basitçe bir olgusal hatadır. Ērān adı, daha MS 3. yüzyılda Sasani Kralı I. Erdeşir’in unvanlarında görülmektedir. Safevi hükümdarları “İran şahansahı” unvanını taşıyordu ve hatta Osmanlı sultanları bile onlara “İran ülkelerinin kralları” ve “İran’ın şahlar şahı” şeklinde hitap ediyordu. İran 1935 yılında yeni bir isim almadı. Rıza Şah hükümeti, yabancı devletlerden Batı’da yaygın olan “Persia” yerine, ülkenin geleneksel yerel adını Iran kullanmalarını istedi. Bu, uluslararası terminolojideki bir değişiklikti ve ülkenin “doğum belgesi” değildi. Dolayısıyla “Safevi İranı” ifadesi tamamen akademik bir terimdir. Cambridge University Press tarafından yayımlanan Cambridge History of Iran da Safevileri, güçlü bir devletin kurucuları olarak tam da “İran’da” tanımlar. Görünüşe göre Cambridge de “Ermenice Vikipedi”nin etkisi altında kalmış! Daha da utanç verici olanı, Azerbaycan propagandasının bu temsilcisinin I. Şah Abbas ile II. Şah Abbas’ı ayırt edecek kadar bilgiye sahip olmaması ve videosunda, kendi gözdesi “Vikipedi”den yararlanırken, ikisini birbirine karıştırmasıdır.
Özetle: Razmavar, bağımsız bir Ermeni devletinin bulunmamasını “Ermenistan’ın yokluğu” olarak sunuyor ve kitlesel zorunlu göçü “taşıma” diye nitelendiriyor; Kızılbaşları Safevi hanedanının soy ağacının bir parçası sanıyor; İsmail’i, doğumundan onlarca yıl önce yıkılmış bir devlete karşı savaşa gönderiyor; “İran” adının kökenini ise MS 3. yüzyıldan 1935 yılına taşıyor. Üstelik Vikipedi’den alıntı yaparak başkalarını Vikipedi kullanmakla suçluyor.
İşte “uygulamalı Azerbaycanoloji” alanında ustalık sınıfı sattığını iddia eden, tarihçi-coğrafyacı ve yan iş olarak sosyal bilimler “otomotiv tamirciliği” yapan Kâmyan Razmavar’ın zihninden çıkan fikirler bunlar.