2026
2026-10-27
Ağvanlar (diğer adlarıyla: Aranlar, Herler, Albanlar, Albanii, Άλβανίοι), eski çağlardan beri tarihi Ermenistan’ın, yani Büyük Hayk’ın kuzeydoğu komşusu olan ve Ermenilerle iyi komşuluk ilişkileri sürdüren, nüfus bakımından nispeten küçük bir etnik topluluktur. Ağvanların mirasçı halkları, günümüzde de kendi tarihi yurtlarında, Doğu Güney Kafkasya’nın kuzeyinde (bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında) ve komşu Dağıstan’ın (Rusya Federasyonu) güneyinde yaşamaya devam etmektedir. Yaşadıkları alan, Kür Nehri’nin kuzeyinden Derbent Geçidi’ne ve Hazar Denizi’ne kadar uzanmaktadır.
Antik çağ yazarı Strabon’un aktardığına göre, bu bölgedeki ve dilleri Doğu Kafkas dilleri ailesine mensup olan 26 Ağvan kabilesi, yaklaşık olarak MÖ 1. yüzyılın başlarında birleşerek tek bir krallık oluşturmuştur.
Hristiyanlık, 4. yüzyılın başlarında Ağvan’da resmi din ilan edilmiştir. Bu dönemde kurulan Ağvan Kilisesi, Ermeni Apostolik Kilisesi’nin inancını benimsemiş ve Ağvan katolikosları da Ermeni kilise önderinin üstün otoritesini tanımıştır.
Başkenti Kapağak-Kabala olan antik Ağvan-Albanya bağımsız krallığı, MS 5. ve 6. yüzyıllara kadar varlığını sürdürmüş, ardından 9. ve 10. yüzyıllarda kısa bir süre için yeniden kurulmuştur.
Ağvan’daki 26 kabilenin etnik birleşme süreci, karmaşık ve çok aşamalı gelişmelerle ilerlemiştir. 5. yüzyılın ilk yarısında Sasani İranı, Güney Kafkasya’yı egemenliği altına almış ve Kür Nehri’nin sol kıyısındaki asıl Ağvan topraklarını, ayrıca Büyük Hayk’ın kuzeydoğusundaki Artsah ve Utik eyaletlerini Ağvan marzpanlığına dâhil etmiştir.
Bu dönemde Ağvan kabilelerinin etnik bütünleşme süreci henüz tek bir etnosun oluşumuyla sonuçlanmamış, kolektif bir topluluk niteliğindeki metaetnik birlik düzeyinde kalmıştır.
Ağvan (Farsça adıyla Aran) adını alan bu idari birimin kuzeydeki, yani asıl Ağvan topraklarının bulunduğu bölümü ile güneydeki Ermeni nüfuslu bölümünün kaderi, birkaç yüzyıl boyunca, gelişmiş Orta Çağ’a kadar, idari-siyasi, toplumsal ve kültürel gelişim bakımından aynı doğrultuda ilerlemiştir.
Mesrop Maştots ile Ağvan din adamı Beniamin’in iş birliğiyle 420’li yıllarda oluşturulan Ağvan alfabesi ve yazılı kültürü, görece sınırlı bir gelişme göstermiştir. Bu durum özellikle 6. yüzyılda belirginleşmiştir. O dönemde Ağvan-Aran idari biriminin siyasi ve dinî merkezleri, Kür Nehri’nin sağ kıyısındaki Ermeni nüfuslu topraklara taşınmış ve Partav şehri burada kurulmuştur. Bundan sonra Ağvan’ın Hristiyan nüfusunun kültürel gelişimi esas olarak Ermeni yazılı kültürünün etkisi altında ve bu kültürün oluşturduğu gelenekler çerçevesinde ilerlemiştir.
Erken Orta Çağ’da çok sayıda kabileden oluşan «Ağvan» topluluğundan henüz birleşik bir etnos meydana gelmediği için Kür Nehri’nin sağ kıyısındaki Ermeniler, «Ağvan» terimini kendi yurtlarının adı olarak anlamış ve bölgeyi «Ermenistan’ın Doğu Eyaletleri» olarak da adlandırmışlardır. Başka bir deyişle, bu adlandırma yalnızca bir yer adının başka bir bölgeye aktarılmasından ibaretti ve Ermeni bölgesinin etnik yapısını hiçbir şekilde değiştiremezdi. 5. yüzyıl tarihçisi Movses Horenatsi’ye göre Kür Nehri’nin sağ kıyısındaki dört prensliğin nüfusu, Ermeni halkının efsanevi atası Hayk’ın soyundan geliyordu. Dolayısıyla bu nüfus, tartışmasız biçimde kendisini Ermeni etnik kimliğiyle tanımlıyordu.
Arap Halifeliği’nin egemenliği altına giren Doğu Güney Kafkasya’da ve komşu bölgelerde İslam’ın yayılması sırasında, Ağvan topluluğunun Hristiyan kalan kesimi 9. yüzyılın sonlarında «Udi» («Uti») adı altında birleşerek tek bir etnos hâline gelmiştir. Aynı dönemde Ağvan topluluğunun İslam’ı kabul eden kesiminin ezici çoğunluğu ise kendisini «Lezgi» olarak adlandıran etnik topluluk içinde birleşmiştir.
Hristiyan Ağvan nüfusunun batı kesimi olan Hereti, gelişmiş Orta Çağ’da Gürcü devletinin sınırları içine girmiş ve burada Ortodoks Hristiyanlık da yayılmıştır. Ağvan’ın doğudaki, İslam inancına sahip bölgesi olan Şirvan’da ise Farsça yaygınlaşmış ve bu dil temelinde «Tatlar» adıyla yeni bir halk ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra, çeşitli Türk boylarının bölgeyi istila etmesi ve egemenlik kurması sonucunda yerel nüfusun bir bölümü Türkçe konuşmaya başlamıştır. Asıl Ağvan topraklarının geri kalan bölgelerinde ise Hristiyan Udi-Ağvanların yazılı kültürünün ve dinî ritüellerinin dili Ermenice olmuştur.
Udi-Ağvanların tarihi kaderinde 18. yüzyılın ilk yarısı trajik bir dönem olmuştur. Bu dönemde Şeki bölgesinin hanı Hacı Çelebi, Udi nüfusunun yaşadığı onlarca köyün Hristiyan sakinlerini İslam’ı kabul etmeye zorlamıştır. Daha sonraki dönemlerde İslam’ı benimseyen Udilerin büyük bölümü kendilerini Lezgi veya Türk-Tatar olarak tanımlamıştır. Hristiyan Udiler yalnızca birkaç yerleşim yerinde varlıklarını sürdürebilmiştir. Bunların en bilinenleri Nic ve Vartaşen’dir. 20. yüzyılın başlarında bunlara, Gürcistan’ın Kaheti bölgesine göç eden bir Udi grubunun kurduğu Zenobiani-Oktomberi köyü de eklenmiştir. Günümüzde Udilerin sayısı yaklaşık 10 bin kişi olarak tahmin edilmektedir.
Ermeni soyadları taşıyan ve manevi yaşamlarını ağırlıklı olarak Ermenice yazılı kültür aracılığıyla sürdüren Udi-Ağvanlar, 20. yüzyılın başında ve sonunda Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yaşanan tüm trajik olayları Ermenilerle eşit biçimde paylaşmıştır. 1988 yılının sonunda Ermenilerle birlikte tarihî yurtlarından tamamen sürülmüş; Orta Asya’ya, Rusya’ya ve Ermenistan’a gitmek zorunda kalmışlardır. Ertesi yıl, Sovyetler Birliği yetkililerinin güvencelerinin ardından Udilerin bir bölümü Nic ve Vartaşen yerleşimlerine geri dönmüştür. Vartaşen’in adı daha sonra Oğuz olarak değiştirilmiştir. Ancak burada kendilerini bir tür «rehine» konumunda bulmuşlardır. Azerbaycan yönetimi onları Ermenistan karşıtı politikalarında kullanmaktadır. Yetkililerin baskısıyla Udiler, Ermeni karşıtı ve çeşitli düzmece etkinliklere katılmaya zorlanmıştır. Azerbaycan yönetiminin amacı, Udilerin Kür Nehri’nin sol kıyısında, Ermenistan Cumhuriyeti topraklarında ve Ahtamar’dan Kilikya’ya kadar uzanan diğer tarihî Ermeni bölgelerinde Ermeni tarihî ve kültürel mirası, Ermeni kiliseleri ve diğer anıtlar üzerinde hak iddia ettikleri izlenimini yaratmaktır.
Azerbaycan dışında yaşayan Udi-Ağvanlar ise sözlü iletişim dilleri de dahil olmak üzere kültürlerini daha kolay koruyabilmekte ve Ermeni halkıyla aralarındaki asırlık dostluktan söz etmeyi sürdürmektedir.