2026

Nardaran: Azerbaycan’da Şiiliğin Merkezi. Sorunlar ve Riskler

2026-10-16

Nardaran, 8-10 bin kişilik nüfusuyla Azerbaycan’ın en tanınmış dini-muhafazakar Şii yerleşimlerinden biridir. Bakü’den pek uzak olmayan Abşeron Yarımadası’nda yer almaktadır. Nüfusun ezici çoğunluğu Şii Müslümandır ve kadınların önemli bir bölümü başörtüsü takmaktadır. Nardaran’da Şii sembolleri ve bayrakları yaygındı, Şii dini ayinleri ve törenleri halkın geniş katılımıyla düzenlenmekteydi. İran yanlısı bir yönelime sahip olan ve 1995’te yasaklanan Azerbaycan İslam Partisi 1991’de burada kurulmuştur. Şiilik aracılığıyla İran etkisi, Nardaran’ın hassasiyetini belirlemektedir. Burada İran yanlılığının arka planında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail bayraklarının yakıldığı olaylar da kaydedilmiştir ve bu olaylar Azerbaycan’ın resmi dış politikasını yansıtmamaktadır.

Nardaran’ın dini ağırlığı, kısmen çok eski bir ziyaretgah olma statüsüyle de açıklanmaktadır. Bu dini-tarihsel temel, Azerbaycan’ın diğer Şii yerleşimlerinden farklı olarak neden tam da bu yerleşimin devlete karşı başkaldırının simgesi haline geldiğini kısmen açıklamaktadır. Daha 2002 yılının haziran ayında Nardaran’da ilk kitlesel protesto gösterileri gerçekleşmiş, ancak protestonun nedeni kötü sosyal koşullar ve yüksek işsizlik olmuştur.

Nardaran Şiileri ile Azerbaycan iktidarı arasındaki karşıtlık, 25-26 Kasım 2015’te doruk noktasına ulaşmıştır: Azerbaycan kolluk kuvvetleri o tarihte, “silahlı dini aşırılıkçı grup” olarak gördükleri “Müslüman Birliği” hareketinin (2015 yılının ocak ayında kurulmuştur) üyelerine karşı özel bir operasyon gerçekleştirmiştir. Bunun sonucunda 7 kişi (ikisi polis olmak üzere) hayatını kaybetmiş, 70’ten fazla kişi gözaltına alınmış, 2017 yılının ocak ayında ise 18 kişi terör, yasa dışı silahlı grupların kurulması, cinayet ve silah bulundurma suçlamalarıyla 10-20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.

Uluslararası Af Örgütü bu süreci adaletin “çarpıtılması” olarak nitelendirmiş, usul ihlallerine ve tutuklu kişilere yönelik inandırıcı işkence iddialarına işaret etmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, birkaç ayrı davada Azerbaycan’ın hak ihlallerinde bulunduğunu tespit etmiştir. Yerel insan hakları savunucuları, gözaltına alınanları siyasi mahpus olarak görmektedir.

“Nardaran olayları”ndan sonra denetim sıkılaştırılmıştır: Yurt dışında (ağırlıklı olarak İran’da) eğitim görmüş din adamlarının serbestçe faaliyet göstermesi yasaklanmış, dini simgelerin alenen sergilenmesi kısıtlanmış, camiler üzerindeki devlet denetimi güçlendirilmiştir.

Nardaran etrafındaki siyasi tablo 2025-2026 yıllarında yoğunlaşmıştır. İran-ABD-İsrail savaşının arka planında ve İran-Azerbaycan ilişkilerindeki dönemsel gerginliğe paralel olarak, Azerbaycan’da Müslüman aktivistlere yönelik takibat riskleri de artmıştır, üstelik bu takibat, terörden uyuşturucuyla bağlantılı suçlamalara kadar uzanan çeşitli gerekçelere dayandırılmaktadır ve insan hakları savunucuları bu suçlamaları uydurma saymaktadır.

Son yıllarda Nardaran etrafında yaşanan gelişmelerden biri de Nardaran’ın yakınında bir kumarhanenin inşa edilmesidir. Bütün bunlar hem iktidarın dindarlığı baskılama biçimi hem de dini hassasiyetin göz ardı edilmesi olarak nitelendirilebilir. Üstelik kumarhanenin inşasına, sakinlere ait arazilerin ele geçirilmesi eşlik etmiştir. İ. Aliyev’in eski damadı Emin Ağalarov’un “Sea Breeze” tatil merkeziyle ilişkilendirilen kumarhane (kumarhanelere, 2025 yılının temmuz ayında kabul edilen yasayla, yalnızca Hazar Denizi’ndeki yapay adalarda izin verilmiştir), laik Azerbaycan ile dindar Nardaran etrafındaki havayı dikte etmenin bir aracıdır. Kumarhanenin konumlandırılması, bir dizi uzman tarafından aynı zamanda bölgenin simgesel dönüşümünün bir aracı olarak da değerlendirilmektedir ve devlet bu araçla Nardaran’ın sosyokültürel ortamını değiştirmeye, onu ziyaretgâhtan eğlence yerine dönüştürmeye çalışmaktadır.

Arazilere el konulmasının hukuka uygunluğuna yargı yoluyla itiraz edilmiştir: 18 Şubat 2021’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, “Ganiyeva ve Diğerleri/Azerbaycan” (Ganiyeva and Others v. Azerbaijan) davasında, başvurucuların kiraladığı bahçelerin Kürdehanı Belediyesine devredilmesine ve özel bir şirkete satılmasına dayanak olan Bakü Şehri İcra Hakimiyeti kararını hukuka aykırı bulmuş ve 18 başvurucunun her birine 13.000 avro (toplam 234.000 avro) tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Kararda Nardaran’dan söz edilmemektedir [Nardaran arazileriyle bağlantı netleştirilmeli].

Bir başka, daha çarpıcı olay ise Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 20-21 Temmuz 2026’da Almanya’ya yaptığı resmi ziyaret sırasında yaşanan aleni hadisedir. Eldeki verilere göre, Almanya’da yaşayan Alemdar Bünyadov, Aliyev’e eşlik eden Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ve Cumhurbaşkanı Müşaviri Hikmet Hacıyev ile sokakta karşılaşmıştır; Bünyadov eskiden Nardaran sakiniydi, Azerbaycan İslam Partisine üyeydi ve siyasi sürgün statüsüne sahiptir. Bünyadov, Azerbaycanlı yetkilileri takip etmiş ve onlara suçlayıcı sorular yöneltmiştir. Daha önemli olan, hadisenin içerik yönü, yani dile getirilen sorular ve verilen yanıtlar değil, onun simgeselliğidir; bu simgesellik sayesinde Nardaran’ın on yıllık geçmişi olan sorunu yurt dışında da siyasi bir varlık kazanmaktadır. Bünyadov yalnızca bireysel bir muhalif olarak değil, Nardaran halkının hoşnutsuzluğunun ve siyasi hafızasının taşıyıcısı olarak ortaya çıkmaktadır ve onun aracılığıyla, iç siyasi sistemde kapatılmış olan sorun Avrupa’nın kamusal alanında açılmıştır ve bununla birlikte Bünyadov’un soruları ve vurguları genel olarak Azerbaycan’daki insan haklarıyla ilgiliydi. Öte yandan, iktidar temsilcilerinin sakin davranışı dikkat çekicidir; bu davranış, Azerbaycan makamlarının dış iletişim taktiğinin bir parçası olarak, yani muhalif suçlamalara uluslararası kamusal ortamda da yanıt vermeye hazır olduklarını gösterme çabası olarak açıklanabilir, oysa 2026 yılının şubat ayında Washington’da İ. Aliyev’in korumalarının Azerbaycanlı muhalifleri dövmesi sert eleştirilere hedef olmuştu.

İktidar yanlısı basın ise daha 2026 yılının nisan ayında Nardaran sorununa yeniden değinmiş ve onu İran’ın müdahalesiyle ilişkilendirmiştir. İran’ın dini rejiminin, Azerbaycan’da “Müslüman Birliği” hareketini oluşturarak Nardaran’ı bir “dini kanton”a dönüştürmeye çalıştığı belirtilmiştir. Aynı kaynağa göre “Müslüman Birliği” hareketi Azerbaycan’ın anayasal düzenini değiştirmeye çalışmıştır. İktidar yanlısı basın, Bünyadov’u nitelemek için “İran’la bağlantılar”, “İran etkisi” veya “İran’ın özel servisleriyle ilişkiler” ifadelerini kullanmaktadır. İktidar yanlısı anlatı ayrıca 2018 yılının temmuz ayında Gence’de şehrin yöneticisine yönelik suikast girişimine ve ardından yaşanan karışıklıklara dayanmaktadır; Bakü bunları İran’da oluşturulan ve “Hüseyniyyun” olarak adlandırılan gruba atfetmektedir. Bu olay, Bakü açısından, İran’ın Azerbaycan’da istikrarsızlaştırıcı ağlar oluşturduğu iddiasının başlıca kanıt dayanağı işlevi görmektedir. Bununla birlikte bağımsız gözlemciler ve Nardaran’la bağlantılı aktivistler, İran’ın “doğrudan yönetimi”nin derecesine itiraz etmekte, nüfusun büyük bölümünün dini muhafazakârlığının dış müdahalenin sonucu değil, yerel-tarihsel bir olgu olduğunu ileri sürmektedir.

Yani son üç gelişme - kumarhanenin inşası, Berlin’deki soru-cevap, iktidar yanlısı basının konuya değinmesi - 2025-2026 yıllarında Nardaran meselesinin, Azerbaycan’ın iç politikası ve İran’la ilişkileri bağlamında diplomatik ve dini-simgesel, propaganda ve ayrıca ekonomik düzlemlerde yer almayı sürdürdüğünü göstermektedir. Aynı zamanda bu mesele siyasi sürgün, dini kimlik ve devlet denetimine karşıtlık katmanlarına dokunmaktadır.

Genel olarak Nardaran, hem Azerbaycan makamlarının laikliği ve güvenlik politikası hem de Bakü-Tahran ilişkilerinin hassasiyeti bağlamında simgesel bir “örnek vaka” olmayı sürdürmektedir: İran-Azerbaycan ilişkilerindeki her tırmanma (5 Mart 2026’da Nahicevan havalimanına yönelik insansız hava araçlarının saldırısı gibi), özellikle Şii dini topluluklar bakımından, iç güvenlik politikasına da derhâl yansımaktadır.

2015’teki “Nardaran olayları”ndan sonra dini-siyasi direniş merkezi olarak eski rolünü büyük ölçüde yitirmiş olsa da simgeselliğini korumaktadır. Bu nedenle İran-Azerbaycan ilişkilerindeki her gerginlik, Nardaran Şiiliği sorununu yeniden “uyandırabilir”; üstelik yalnızca ülke içinde değil, muhalif sürgün çevresinde de; bu da Azerbaycan’daki insan hakları sorunsalına eklemlenebilir.

Subscribe to our channel on Telegram