2026
2026-05-06
ABD Uluslararası dini özgürlükler komisyonu, yakın zamanda Azerbaycan'a ilişkin 2025 yıllık raporunun güncellenmiş versiyonunu yayımladı. Diğer sorunların yanı sıra raporda, Dağlık Karabağ ve çevre bölgelerdeki tarihi Ermeni dini mekanlarının tehlike altında olmaya devam ettiği belirtiliyor ve 2025 yılı Temmuz ayında uydu görüntüleriyle en az 8 tahrip edilmiş ve 10 hasarlı dini yapı tespit edildi.
Raporun yayımlanmasından yalnızca birkaç gün sonra yeni vandalizm vakaları da gün yüzüne çıktı. Uydu görüntüleri, Stepanakert'te Surp Meryem Ana Katedrali ile Surp Hagop Kilisesi'nin yerle bir edildiğini doğruladı ve pek çok kilisenin akıbeti ise hala bilinmemektedir.
Rapor aynı zamanda yirmiden fazla Hristiyan Ermeni tutuklu üzerinde uygulanan baskıları da kayıt altına alıyor. Yeterli hukuki savunma imkanı tanınmaksızın yargılanan bu kişiler, dövülmüş, psikolojik şiddete maruz bırakılmış, gerekli ilaçlar ve yeterli gıda kendilerine verilmemiş, yanlarında İncil bulundurmalarına izin verilmemiş; vücutlarına dövme olarak işlenmiş haçlar ise "yakılarak" yok edilmiştir.
Dini temelli baskılar arasında rapor, Şii dini figürlere yönelik şiddeti ve onların korkunç koşullarda tutulmasını da kayıt altına alıyor. Rapor ayrıca sivil toplum temsilcilerine yönelik yargılamaları da belgeliyor.
Doğal olarak, en küçük bir eleştiri ya da sorun tespiti içeren her türlü rapor ve açıklama Bakü tarafından taraflı ve kışkırtıcı olarak nitelendiriliyor.
Rapora Kafkasya Müslümanları idaresi tepki gösterdi. KMİ'ye göre bu değerlendirmeler, "Azerbaycan'ın ülke içinde ve küresel ölçekte dini hoşgörüyü savunma çabalarını" yansıtmamaktadır. 27 Nisan'da KMİ, kiliselerin yıkılması politikasını meşrulaştıran bir açıklama daha yayımladı. İdareye göre kiliseler "işgalin" sembolleridir ve dolayısıyla bunların yıkılması dini ve kültürel mirasın tahrip edilmesi olarak değerlendirilemez.
Görüldüğü üzere raporun tespitleri ile "Bakü'nün hoşgörüsü" propagandası birbirleriyle çelişmektedir. Asıl mesele şu: "hoşgörü" sözcüğü, anıtların tahrip edilmesini, tahrif edilmesini ve sahiplenilmesini, Ermeni kimliğinin tümüyle inkar edilmesini nasıl kapsayabilir? Üstelik tüm bunlar açıkça ve hiçbir çekingenlik gösterilmeksizin yapılmakta ve ilan edilen "hoşgörü" ise her şeyden önce ülkenin dış kamuoyuna yönelik imaj paketinin bir parçasından ibaret kalmaktadır.
"Hoşgörü" kelimesinin çok net bir açıklaması vardır: başkalarının kendi inançlarından ya da pratiklerinden farklı veya çelişen inanç ve davranışlarına karşı sempati ya da saygılı bir tutum sergilemek. Hoşgörü, Azerbaycanca "tolerantlıq", salt bir kelime değil, birolgudur, bir kavramdır, ya vardır ya yoktur.
Uluslararası Dini özgürlükler komisyonunun da değerlendirdiği üzere, bu bağlamda Azerbaycan'ın özel izleme listesinde tutulmaya devam etmesi gerekmektedir.