2026
2026-10-20
Orta Doğu’da son yıllarda yaşanan gelişmelerin gölgesinde, Kürtlerle ilgili gelişmeler çoğu zaman dikkatlerden uzak kalıyor.
25 Ağustos 2026’da Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi, Şam’da SDG’nin ve Özerk Yönetim’in feshedildiğini, ayrıca bu yapıların kurumlarının Suriye devlet sistemine ve ordusuna tamamen entegre edileceğini açıkladı. Temelini Kürt güçlerinin oluşturduğu SDG, IŞİD terör örgütüne karşı mücadelede ABD’nin başlıca müttefiklerinden biriydi. Örgüt, Suriye topraklarının önemli bir bölümünü, özellikle ülkenin kuzeyini ve Fırat Nehri’nin doğusunu kontrol ediyordu.
Aralık 2024’te Beşşar Esad’ın Suriye’de devrilmesinin ardından, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni yönetim Kürtlerden silah bırakmalarını talep etti ve Kürtlere özerklik verilmesine yönelik her türlü seçeneği reddetti. Mart 2025’te SDG ile Suriye’nin yeni yönetimi arasında varılan anlaşmanın uygulanması için son tarih 2025 yılının sonu olarak belirlenmişti. Suriye hükümet güçleri Ocak 2026’da geniş çaplı bir saldırı başlatarak Fırat’ın doğusundaki Rakka ve Deyrizor dahil olmak üzere büyük şehirleri kontrol altına aldı. Bunun sonucunda Kürtlerin oluşturduğu fiili özerk yönetim sona erdi. ABD, gelişmelere müdahale etmedi ve böylece Ahmed eş-Şara liderliğindeki geçiş hükümetine verdiği desteği ortaya koydu. Daha önce, 6-10 Ocak tarihleri arasında Suriye hükümet güçleri, Türkiye’nin desteğiyle Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini kontrol altına almıştı. Saldırı sırasında SDG bünyesinde faaliyet gösteren Arap aşiret güçlerinin önemli bir bölümü de hükümet güçlerinin tarafına geçti.
29 Ocak 2026’da varılan anlaşma, ateşkesi ve SDG’nin askeri ve sivil yapılarının kademeli olarak Suriye devletine devredilmesini öngörüyor. Devredilecek unsurlar arasında sınır kapıları, petrol sahaları ve cezaevleri bulunuyor.
Daha önce, 16 Ocak’ta yayımlanan 13 sayılı kararnameyle Suriye Cumhurbaşkanı Kürtlerin bazı haklarını tanımıştı. Buna göre Kürtçe ulusal dil olarak kabul edilmiş, Nevruz resmi bayram ilan edilmiş ve Kürt kökenli sakinlere Suriye vatandaşlığı alma imkanı tanınmıştı.
Suriye’de yaşanan bu gelişmeler, Türkiye’de PKK’nin (Kürdistan İşçi Partisi) feshedilme süreciyle bağlantılıdır. Şubat 2025’te örgütün tutuklu lideri Abdullah Öcalan, silahlı mücadelenin sona erdirilmesi, silahların bırakılması ve partinin feshedilmesi çağrısında bulundu. Mayıs ayında PKK feshedildiğini açıkladı; yaz aylarında ise örgüt mensupları sembolik bir törenle silahlarını yaktı. “Terörsüz Türkiye” girişimi kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi, 10 Ağustos’ta “Ulusal Dayanışmanın ve Toplumsal Entegrasyonun Güçlendirilmesi Hakkında” yasayı kabul etti. Oylamada 468 milletvekili kabul, 88 milletvekili ise ret oyu verdi. Yasa, PKK’nin silahsızlanmasının ve feshedilmesinin doğrulanmasına yönelik bir mekanizma oluştururken bazı örgüt üyeleri hakkındaki cezai kovuşturmaların geçici olarak ertelenmesine de imkân tanıyor. Ancak yasa, genel af öngörmüyor.
Bu iki gelişme, Türkiye ve Suriye yönetimleri açısından önemli kazanımlar anlamına geliyor. Türkiye’de kırk yılı aşkın süredir devam eden Kürt silahlı mücadelesi sona erme aşamasına gelirken Suriye’de sınır bölgelerinde Kürt güçlerinin bağımsız hareket etme ve özyönetim imkânları kısıtlanıyor. Suriye hükümeti ise ülkenin neredeyse tamamında kontrol sağlayarak konumunu güçlendiriyor. Ankara’nın Şam’daki mevcut yönetim üzerindeki önemli etkisi göz önüne alındığında, bu gelişmeler Türkiye’nin bölgesel ağırlığının artmasına da katkıda bulunuyor. Böyle bir durum İsrail’in çıkarlarıyla çelişebilir. İsrail, Suriye’deki askeri altyapıyı etkisiz hâle getirmeye çalışarak bölgedeki hedeflere düzenli olarak hava saldırıları düzenliyor. Türkiye’nin güçlerini konuşlandırmayı planladığı tesisler de bu saldırıların hedefleri arasında yer aldı.
Son yıllarda Türkiye ile İsrail arasında derinleşen gerilim dikkate alındığında, Ankara’nın Suriye’deki etkisinin genişlemesi ve Türk askeri varlığının güçlenme ihtimali İsrail açısından ek zorluklar yaratabilir. Bu gelişmelerin bir diğer olası sonucu, Türkiye’nin Lübnan’daki etkisinin artması olabilir. Ankara son yıllarda, geleneksel olarak İran ve Suudi Arabistan’ın önemli roller üstlendiği Lübnan’da nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Ancak İran’a ve müttefiki Hizbullah’a yönelik askeri saldırılar, bölgesel güç dengesini değiştirdi ve Türkiye’nin siyasi etkisini genişletmesi için yeni fırsatlar yarattı.
Sonuç olarak Türkiye, İran’ın daha önce etkili olduğu bölgelerde konumunu güçlendirmeyi ve Doğu Akdeniz’de daha etkili bir aktör hâline gelmeyi hedefliyor. Ankara’nın bölgesel hedeflerini genişletmesi, bölgedeki rekabeti keskinleştirebilir ve Türkiye ile İsrail arasındaki mevcut gerilimi daha da derinleştirebilir.